ANLATACAK NEYİN VAR: “Mir’attan Nidalar”

 Mir’attan Nidalar

Başlasam diyorum. Yavaş yavaş. Derine insem. Benliğime işlesem her bir saniyeyi nakış nakış. İlk adımla vücut bulsa sessizliğim.  Gezsem yaşamın damarlarında. Tutunsam aradığım hevesin hatırına. Tanımlayamasam ama anlasam. Anladıkça büyüsem içerimde. Büyüdükçe küçülse gözlerimde yaşam.

Arasam diyorum. Tada tada. Bana düşeni. Karar verip bir duruşta sabitlesem kendimi düşe kalka.  Bir kitap, bir defter, bir anı yahut bir ses, bir gün belki de. Tekrar tekrar başa sarsam. Bilmesem zamanı ama hissetsem. Bulduğumu sansam. Ona sarılsam. Bütün memnuniyetin tohumları çiçek açsa.

Baksam diyorum. Görmek değil kastettiğim. Anlasam gördüğümü. Anlamak için baksam. Güzelliğe odaklansam. Mevlana ne güzel demiş:

“Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun. Kusuru örtmeyi marifet edin! İşte o zaman kusursuz olursun.”

İnansam diyorum. Bitip tükeneceğine. Sona ereceğine. Görmeyi arzulasam yolun sonu olmadığını bile bile. Bir şiir ya da bir mekâna. Bir saate, bir icraya, bir duruşa. Geçsem karşısına namlunun. Kalemi elime alıp sesiz harflerin hakkını savunsam ödün vermeden. Kazanmasam ama başarsam. Başardıkça önüne geçsem. Arkasında kalsam, kaldıkça tanısam.

Gitsem diyorum. Hafif hafif. Hayatımı almadan. Adımın yoklamada geçtiğini bile bile. İlklere yolculuk yapsam. Yaradılmışlar adedince yoldan kendime çıkanı bulsam. Kelebeğin ömrüyle yarışsa kalan günlerim. Yaşasam ama kalmasam. Bölünsem. Bekleyen kozalara can olsam.

Bitsem. Bitip bitip tükensem. Bir an gelse de her kelime yerini bulsa. Birleşip ayaklansalar. Anlatsalar. Hiç susmasalar. Tek tükenenin dünya olduğuna, geçip gidenin zaman, sandıklarda kilitli kalanın anılar olduğuna inandırsalar.

Gizli bir kıvılcıma sebep olsalar yüreğimde.

Yaşasam diyorum. Vakitlice. Geç olmadan.

Mürekkebimiz bitmeden. Geldiğimiz yerden çağrılmadan yetişsem.

Ne kadar da çok diyorum? Dediklerimi bir de ben duysam.

Dünya ne büyük bir muamma! Varsın ama yoksun.

Sonun ne kesin! Yok sanırsın ama en çok orada varsın.

Biz tek bir baharın esiriyiz. Sanma ki sadece biz esiriz.

Özgürlüğün habercileri de tutsak bir güne. Heybetli güneş, aziz su, koca çınar da. Dağlar da bilir o gün yükünün alınacağını.

Mekân müdavimleri, ziyafet gezginleri de bekler zamanını.

Emanetin teslimi gerçekleşecektir.

Bütün yaradılanlarla o güne esiriz.

Bir veda türküsünün son dizeleriyiz.

Bu vedanın dizeleri gönlümce Erdem Bayazıt’a ait.

” Bu şehirden gidiyorum
Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi

Gururu yıkılmış soyatlar gibi
Bu şehirden gidiyorum.

İnsanlar taş gibi bana yabancı
Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarda
Bir tanbur bir yalnızlığı anlatıyorsa
O ışıksız pencereden
Ben onu duymuyor gibiyim
Bir ağaç ölüyorsa kapınızın önünde
Ben onu bile duymuyor gibiyim.

Bu şehirden gidiyorum
Gömerek geceyi içime

Sabahın hüznünü beklemeden
Gidiyorum bu şehirden.”

O zaman bu şehirden gidelim birlikte, bizi terk etmeden önce.

Rüveyda ÖZDEMİR